Tuğba Oruç
anlamı arayan blogO Gece
Bütün kış burnu kapalı ayakkabılarda
Sakladığı gibi ayaklarını
Tıpkı bir mucevher misali
Çıkarıp kutusuna koydu kalbini.
Ümitsizdi…
Yağmurun en huzurlu zamanıydı.
Telaşasız… incecikti sesi… İç gıcıklar gibi…
Bitiyordu gün…
Ne o gunduz kalabalığının uğultusu,
Ne de o kızgın kadınların gürültüsü yükseliyordu artık.
Sokak, kimsesizdi…
O ise aklında binbir düşünceyle
Yatağına uzanıp
Hüznüne çekti yorganını
Gece sakindi.
….
Çocuksun…
İkimiz
….
Yagmur ince ince durmadan islatiyordu İstanbul’u
Kadin yuregi sizili olmasa bulacakti evin yolunu ama
Ayaklari hep geri geri yurudu.
Ve bindigi minubusun bugulu camindan dunyaya
Bakti durdu oyle huzunlu.
Saat:19.30
07 / 01 / 2012
Kasımda
Kasımda
Ne zaman bir damla yağmur düşse saçlarıma
Nasıl oluyorsa, bir anda
İliklerime kadar çöken
Hüzünle ıslanır kalbim
Bir fincan kederle midemde
Ağlarım içime içime, gizlice
Ve onun
Ellerimi acımasızca buruşturan
Sert rüzgarlarından sonra
Çırılçıplak kalan ağaçlarını izler
Dalar giderim uzaklara
Ve o tarifsiz güzelliğinde kaybolan ruhuma
Bakar dururum
Kasımda
15 / 11 / 2011
Saat: 12.40
Tuğba Oruç
Merak Ediyorum
Ne zamandır başbaşa
Kalamadım kendimle
Ne oldum ne bittim
Ne haldeyim
Bilemiyorum
En son
Gece yarıları
Kırmızı tonlardaki defterime
Kalbimi koyduğum oluyordu
Gizlice
Satırlarında buluşuyordum
İçimle
Sonra bazen de
En çok da böyle gri günlerde
Sokaklarda geziniyor
Kedileri izliyordum
Sessizce
Bir de insanlarını İstanbul’un
Hepten unuttum beni
Göz göre göre
Şairin de dediği gibi
Vallahi çok merak ediyorum kendimi
Bugünlerde
Saat: 15.00
03 / 11 / 2011
Tuğba Oruç
Yalnızlığım
Şu mevsimlerin içinde
En kararsızıdır sonbahar…
Ne zaman maviye çalar
Ne vakit grilere bulanır gökyüzü…
Belli olmaz.
Ve günün hangi saati o tatlı esintisini
Hissederim ensemde…
Yahut hangi an
Güneşle birlikte yanar yüzüm
Bilinmez.
Ruhum gelgitlerine alışmaya çalışır
O çok sevdiğim
Sararıp solan sakin yaprakları
Usu usul süzülen yağmurları dışında
Durmadan hızlıca atar durur kalbim
Günler kısalır
Benimse uzayan geceler gibi
Durmadan büyür yalnızlığım
Tuğba Oruç
Çabucak
Çabucak kaçıverdi aklım benden
Gitti kuyruklu bir yalana takıldı
Ahh nasıl da boşlukta öylece çırpındı
Çabucak ayrıldı ellerin ellerimden
Sanki ellerinden önce
Yalnız başına hiç bir iş yapmamıştı
Parmaklarım birbirine dolandı
Çabucak tamamladım seni
Bir bütünün parçasıydık artık
Bir elmanın iki yarısı…
İstesek de ayrılamazdık
Sahil kenarlarında
İnce belli bulanık çayları yudumlarken
Nasıl da tatlıydı seni sevmesi
Yazık, gün doğumlarına
Birlikte uyanamadık
Ruhlarımız yanyana büyürken
O ahşaptan evin halvet odasında kederli
Nasıl da çabucak alıverdin avucuna kalbimi
Doğradın içine kandan daha akışkan nefterini
Nasıl da oracıkta öldürüverdin beni
Saat: 15.16
Tuğba Oruç
İlkler
Baharın ilk günlerinde
Tatlı tatlı, utangaç bir telaşla açan,
Mevsimin ilk çiçekleri gibi,
ilk aşkımı ilk öpüşümü hatırlarım
Ben her nisan
Mayısın ilk sabahlarında,
Ağzımda ilk kez çilek tadıyla uyandığım;
Günler geri gelsin diye
Kaparım gözlerimi kimseler bilmeden.
O İlk kez ıslandığım yağmur damlalarında,
İlk zatüremin başlangıcı gibi,
Acılı ve sancılıdır sevmek.
Belki 16 belki de kimbilir…
18 yaşımın ilk günlerinde.
İşte yine o ilk kez akıttığım gözyaşları gibi,
Bir daha öyle batmaz, kalbimin ortasına
Ok misali hoyratça.
Biz istemesek de,
İlkler bırakır izini
Her birimizin hayatında yavaşça.
Saat: 14.00
