Tuğba Oruç

anlamı arayan blog

O Gece

Bütün kış burnu kapalı ayakkabılarda

Sakladığı gibi ayaklarını

Tıpkı bir mucevher misali

Çıkarıp kutusuna koydu kalbini.

Ümitsizdi…

Yağmurun en huzurlu zamanıydı. 

Telaşasız… incecikti sesi… İç gıcıklar gibi…

Bitiyordu gün…

Ne o gunduz kalabalığının uğultusu,

Ne de o kızgın kadınların gürültüsü yükseliyordu artık.

Sokak, kimsesizdi…

O ise aklında binbir düşünceyle

Yatağına uzanıp

Hüznüne çekti yorganını

Gece sakindi.

….

Eskiden kalan bir kaç ağızla konuşmak
ve kahkahalarla karışık cümle kurmak,
iyi gelmisti o gün… Ara sıra üzerimde;
Ellerimde ve yüzümde gezinen
sinsi bakışlar dışında,
samimiydik yan yana ve karşı karşıya
otururken koltukta.
Artik incitemeyecekti beni,
ufacık bir merhaba…
Senin o yolları daracık semtinin
sokağında karşılaştığımızda.
 
Saat: 01.00
17 / 01 / 2012
 Tugba Oruc

Çocuksun…

Sen her ne kadar serserisi olsan da karşı mahallenin.
İçinde korkak bir erkek coçuğu yaşamakta.
Bilmezsin!
 
Saat: 00.16
17 / 01 / 2012
Tuğba Oruç

İkimiz

Aylardır sustuklarımı sana anlatmıştım halbuki…
Bir kaç mısranın içine koymuştum kalbimi.
Ya da cumle içinde özetle, mutluluk bizimdi.
Yaz guzel başlamıştı. Güzeldik…
Her an kaybolup gidecekmiş gibi bakan gozlerin,
Telaşla kemirdiğin kan içindeki tırnakların dışında
İyiydik ikimiz.
 
Saat: 00.30
17 / 01 / 2012
Tuğba Oruç

….

Yagmur ince ince durmadan islatiyordu İstanbul’u

Kadin yuregi sizili olmasa bulacakti evin yolunu ama

Ayaklari hep geri geri yurudu.

Ve bindigi minubusun bugulu camindan dunyaya

Bakti durdu oyle huzunlu.

Saat:19.30

07 / 01 / 2012

Kasımda

Kasımda

Ne zaman bir damla yağmur düşse saçlarıma

Nasıl oluyorsa, bir anda

İliklerime kadar çöken

Hüzünle ıslanır kalbim

Bir fincan kederle midemde

Ağlarım içime içime, gizlice

Ve onun

Ellerimi acımasızca buruşturan

Sert rüzgarlarından sonra

Çırılçıplak kalan ağaçlarını izler

Dalar giderim uzaklara 

Ve o tarifsiz güzelliğinde kaybolan ruhuma

Bakar dururum

Kasımda

15 / 11 / 2011

Saat: 12.40

Tuğba Oruç

Merak Ediyorum

Ne zamandır başbaşa

Kalamadım kendimle

Ne oldum ne bittim

Ne haldeyim

Bilemiyorum

En son

Gece yarıları

Kırmızı tonlardaki defterime

Kalbimi koyduğum oluyordu

Gizlice

Satırlarında buluşuyordum

İçimle

Sonra bazen de

En çok da böyle gri günlerde

Sokaklarda geziniyor

Kedileri izliyordum

Sessizce

Bir de insanlarını İstanbul’un

Hepten unuttum beni

Göz göre göre

Şairin de dediği gibi

Vallahi çok merak ediyorum kendimi

Bugünlerde

Saat: 15.00

03 / 11 / 2011

Tuğba Oruç

Yalnızlığım

Şu mevsimlerin içinde

En kararsızıdır sonbahar…

Ne zaman maviye çalar

Ne vakit grilere bulanır gökyüzü…

Belli olmaz.

Ve günün hangi saati o tatlı esintisini

Hissederim ensemde…

Yahut hangi an

Güneşle birlikte yanar yüzüm

 Bilinmez.

Ruhum gelgitlerine alışmaya çalışır

O çok sevdiğim

Sararıp solan sakin yaprakları

Usu usul süzülen yağmurları dışında

Durmadan hızlıca atar durur kalbim

Günler kısalır

Benimse uzayan geceler gibi

Durmadan büyür yalnızlığım

Tuğba Oruç

Çabucak

Çabucak kaçıverdi aklım benden

Gitti kuyruklu bir yalana takıldı

Ahh nasıl da boşlukta  öylece çırpındı

Çabucak ayrıldı ellerin ellerimden

Sanki ellerinden önce

Yalnız başına hiç bir iş yapmamıştı

Parmaklarım birbirine dolandı

Çabucak tamamladım seni

Bir bütünün parçasıydık artık

Bir elmanın iki yarısı…

İstesek de ayrılamazdık

Sahil kenarlarında

İnce belli bulanık çayları yudumlarken

Nasıl da tatlıydı seni sevmesi

Yazık, gün doğumlarına

Birlikte uyanamadık

Ruhlarımız yanyana büyürken

O ahşaptan  evin halvet odasında kederli

Nasıl da çabucak alıverdin avucuna kalbimi

Doğradın içine kandan daha akışkan nefterini

Nasıl da oracıkta  öldürüverdin beni

Saat: 15.16

Tuğba Oruç

İlkler

Baharın ilk günlerinde

Tatlı tatlı, utangaç bir telaşla açan,

Mevsimin ilk çiçekleri gibi,

ilk aşkımı ilk öpüşümü hatırlarım

Ben her nisan

Mayısın ilk sabahlarında,

Ağzımda ilk kez çilek tadıyla uyandığım;

Günler geri gelsin diye

Kaparım gözlerimi kimseler bilmeden.

O İlk kez ıslandığım yağmur damlalarında,

İlk zatüremin başlangıcı gibi,

Acılı ve sancılıdır sevmek.

Belki 16  belki de kimbilir…

18 yaşımın ilk günlerinde.

İşte yine o ilk kez akıttığım  gözyaşları gibi,

Bir daha  öyle batmaz,  kalbimin ortasına

Ok misali hoyratça.

Biz istemesek de,

İlkler  bırakır izini

Her birimizin hayatında yavaşça.

Saat: 14.00

Eski Yazılar »
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.